Hikayeler » Yasanmis Hikayeler » Bu Anneye Kulak Verin

Bu Anneye Kulak Verin



   Eskiden böylesi haberlere alışık değildik. Ama şimdi haber, manşetlere çekiliyor da, sadece “Vay be ne evlatlar var!” deyip geçiyoruz. Şu, miras için beş milyar liraya kiralık katil tutup da ana babasını öldürten evlattan söz ediyorum.

   Dünya ne kadar değişti diyoruz değil mi? Ama biraz daha geniş veya yeni deyimle global düşünürsek aslında değişenin dünya olmayıp değer yargıları olduğunu fark etmekte hiç de zorlanmayız.

   Bugün size yukarıdaki bu aile dramından söz etmeyeceğim. Sözünü edeceğim bir başka aile. Bursalı ana baba, evladının kiraladığı katillerin tabancasından çıkan kurşunlarla bir kere öldüler. Şimdi anlatacağım ailede ise ana baba evladının söz ve davranışlarıyla bin kere ölüyor...

   Benzetme edebiyatını bir yana bırakıp, bir başka dram yaşanan ailenin hatırasına geçelim. Konunun mahremiyeti açısından aileyle ilgili yer ve isimler müsteardır...

   “İsmim Şenay. Ben 58 yaşında üç kızı olan mütedeyyin bir Türk annesiyim. Aldığım eğitim ise ilkokul. Şu an Türkiye’de oturuyoruz. Başımıza gelen ve beni her geçen gün kahreden, dünyamı zehir zindan eden olayları nasıl anlatsam bilmiyorum ki?.. Eşim 1965 yılında, henüz bekarken Almanya’ya işçi olarak gitmiş...

   Ah ekmek parası... Ah yokluk... Ah muhtaçlık... Bu sebeple gidilen Almanya... Türkülerde adı geçen, “Zalım Almanya...” Bizi bizden alan, karnımızı doyururken, gençliğimizi, insanlığımızı, inançlarımızı çalan Almanya...

   1967’te de eşimle evlendim. Birlikte yine Almanya’ya gittik. Stuttgart’a... Çocuklarımız oldu... Yıllarca orada çalıştık... Acı tatlı günleri birlikte yaşadık. Yemedik çocuklarımıza yedirdik, giymedik onlara giydirdik... Sırf dedik ki:

   “-Aman biz ele güne muhtaç olduk, onlar olmasın... Biz okumadık onlar okusun da kendilerini kurtarsın.”

   Hep aman aman aman... Ne varsa çocuklarımız içindi. Yıllar sonra emekli olup Türkiye’ye dönerken iki kızımız Almanya’da kaldı. Biz de halen Almanya ile ilişkilerimizi kesmedik ama, evlatlarımız bizden ilişkilerini kestiler... Hem de bir inanç uğruna...

   Diyeceksiniz ki, “Bir insanın evladıyla inanç uğruna nasıl kesilir ilişkisi?” İşte yıllardır kimseye anlatamadığım, ama artık bir anne olarak dayanamayıp, feryat ettiğim olay bu...

   Benim büyük kızım 1968 doğumlu. Adı Aysel. Alman lisesi mezunu. Ortanca kızım Ayla. O da 1969 doğumlu Tübingen Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Küçük kızım Leyla 1983 Stuttgart doğumlu. İlkokulu Almanya’da bitirdi. Şimdi ülkemizde özel bir Türk kolejinde orta son sınıf öğrencisi. Küçük kızım Leyla, eşim ve ben, son beş senedir ülkemizde yaşıyoruz. Şimdi gelelim acıklı dramatik hayat hikayemize...

   Aysel ve Ayla’nın aralarında yaş farkı az olduğu için eğitim dönemine ikisi birden devam etti. Her gören onları ikiz sanıyordu. Fiziksel açıdan ikisi de çok güzeldi. İkisi de 1,72 boyunda sempatik, çevrede sevilip sayılırdı. Babası ve ben onları iyi yetiştirmek için çalışıyorduk. Onlara kol kanat geriyor, kem gözlerden sakınıyorduk.

   Almanya’da ilk orta ve lise 13 senede bitiyor. Bunu bitirebilmek oldukça zordur. Büyük kızım Aysel lise 12. ve 13. sınıfa geldiğinde, dikkatinizi çekmek istiyorum ki, sınıf öğretmeni ve sınıf arkadaşı bir Alman kız desteğiyle Yehova Şahitleri diye hıristiyanlığın içinde buldu kendini. Tarih, 1989. Ve bu tarihte kızım 18 yaşını bitirmiş olduğu için artık ana baba olarak onun vesayeti bizden çıkıyordu ve ne mahkemeye başvurabiliyorduk ne birşey yapabiliyorduk.

   Sonradan anlamıştık. Kızım 17 yaşındayken okulu bitireceği yerde, bir dersten sınıfta bırakılmış ve 18 yaşında mezun olmuştu. Mezun olduktan sonra olayı anladık ama iş işten geçmişti. Meğer asıl maksatları bir sene daha okula gidip gelsin de, ailesi 18 yaşından önce bu konudan haberdar olmasın diye düşünmüşler. Öyle ince hesaplar yapmışlar, öyle profesyonelce uğraşmışlar ki bunu kelimelerle anlatmam mümkün değil... O acı durumu öğrenir öğrenmez, orada bulunan din ataşemizle görüştüğümüzde bana verdikleri cevap “Ok yaydan çıkmış ama Allahtan ümit kesilmez” demekten öteye gidemedi. Gerçi kendileri de gelerek kızımla görüşüp onu ikna etmek istediler ama kızım kimseyle görüşmek istemiyordu. Ardından Milli Eğitim ataşemizdeki yetkililerle görüştük. Kızım, onların anlattıklarıyla beş altı ay kadar o dünyadan uzaklaşır gibi oldu ama tekrar onların arasına katıldı. İyi ama kızımın oraya yönelmesinin sebebi neydi? Neden bizde birşey bulamıyor veya orada ne buluyordu?