Hikayeler » Sizin Gönderdikleriniz » Congregational Kilisesinde Sohbet

Congregational Kilisesinde Sohbet



    13 Haziran 2004, öğleden sonra saat 1

    Kreg Protestanlık’ın Methodist denilen bir koluna mensup. İkinci konuşmayı ayarladığı yer ise Congregational Kilise denilen diğer bir Protestan mezhebe bağlı. Yolda giderken bu kilisede dikkatli konuşmam gerektiği konusunda beni ikaz etti. ‘‘Bunlar aşırı derecede liberaldir.’’ Yani özgürlükçü. Bundan kastettiği şu. Amerika’da eşcinsel ilişki ve evliliklerin meşruluğunu savunan ve destek veren bir kilise. Bizim konuşmamızın konusu zaten oldukça farklı. ‘‘Hıristiyanlık ve İslâm Arasındaki Ortak Yan ve Yönler’’ üzerine bir konuşma yapmaya gidiyoruz. Bu kilisenin başında bir rahibe bulunuyor ve ismi Marcia. Marcia geleneksel kapalı rahibe kıyafetinde değil. Takım elbiseli açık bir bayan. Liberallik kılık-kıyafete de yansımış bu kilisede.

    Marcia ve Kreg birlikte beni hemen hemen tamamı yaşlı yetmiş kişilik bir dinleyici grubuna takdim ettiler. Ben de gece boyu Kitab-ı Mukaddes’ten hazırladığım metni sunmak için Bismillah dedim ve sohbete İncil’den iki ayet okuyarak başladım.

    Selamlaşma:

    Luka 10:5: Hangi eve girerseniz, en önce ‘‘Bu eve selam olsun.’’ diyin.

    Matta 10:11-13: Hangi şehir veya beldeye girerseniz orada değerli kişileri araştırın ve ayrılıncaya kadar da orada kalınız. Ve ne zamanki bir eve girersiniz, onu selamlayın. Eğer ev buna değerse, selamınız onun üzerine gelsin. Eğer değmezse, selamınız size geri dönsün.

    - Bu gün bu şehirde doğru bir yerde ve doğru kişilerle birlikte olduğuma inanıyor ve sizleri selamlıyorum. Biz Müslümanlarda buluşurken ve ayrılırken Selamun Aleykum-Selam üzerinize olsun şeklinde selamlaşma çok yaygın bir sünnet olduğu gibi Kitab-ı Mukaddes’te de bu manada selamlaşmaya teşvikler olduğunu gördüm.

    Tekvin 43:23: Yusuf a.s.’ın hizmetçisi Yusuf a.s.’ın kardeşlerine selam üzerinize olsun dedi.

    Sayılar 6:26: Ve Rabb Musa’ya a.s. dedi:…Rabb sana yüzünü dönsün ve senin üzerine selam etsin.

    Hakimler 6:23: Ve Rabb Gideon’a dedi: Selam üzerine olsun.

    1 Samuel 25:6: …ve Davud a.s. …var olasın, selam üzerinize olsun, evinize selam ve herkesin üzerine selam olsun…dedi.

    Luka 24:36: Onlar bu şeyleri gösterirken İsa a.s. onların arasında durdu ve onlara selam üzerinize olsun dedi

    - Bugünün sohbet konusunu bilenler eminim bu sabah buraya gelirken yolda kendi kendilerine sormuşlardır: ‘‘Biri Batı diğeri Doğu dini olan Hıristiyanlık ve İslâm arasında muhtemelen ortak ne bulunabilir ki?’’ Tanıdığım bir çok Hıristiyan gibi İslâm'ı; ‘‘Çölde yaşayan basit kafalı bedevilerin Allah denilen puta taptıkları –haşa- çok tanrılı bir din.’’ olarak tanımlıyorsanız bu soruyu sormanız gayet tabiidir. O halde önce Allah ismi ile başlayalım. İçinizde ‘‘Tutku’’ filmini izleyen var mı?

    Dinleyiciler içinden yalnız iki bayan ellerini kaldırdı. Tutku Hz. İsâ a.s.’ın Kitab-ı Mukaddes’te anlatıldığı şekliyle son oniki saatini canlandıran bir filim ve filmin orijinal dili Hz. İsâ’nın anadili olan Aramca (Süryanîce). Aramca, İbranice ve Arapça Samî dillerinden olduğu için aralarında aşırı bir benzerlik vardır. Sorumu sordum:

    - "İsâ rolünü oynayan kişinin filimde tanrıyı hangi isimle çağırdığını farkedebildiniz mi?’’ İki izleyenden biri cevapladı:

    - "Allah!"

    - Şimdi gördünüz mü aynı ilaha inandığımızı? Şimdi gördünüz mü sizin peygamberiniz İsâ a.s. bile tanrıya Allah diye hitap etmiştir. O halde Müslümanların Allah diye çağırdıkları zat –haşa- zannedildiği gibi bir put değil, kâinatın yegâne yaratıcısıdır ve O’nu bugün İsâ’nın a.s. çağırdığı gibi çağıran Müslümanlardır! Allah sizin İngilizce’de God dediğiniz kelimenin Arapçası’dır.

    Bir çok Hıristiyan çoğu defa bana yaratıcıya neden God değil de Allah dediğimizi sordu. Çoğunun kafasında bu isimden dolayı farklı bir varlığa inandığımız ve taptığımız imajı oluşmuş. Halbuki bu misalle gördüler ki Hz. İsâ a.s. god kelimesini hiçbir zaman ağzına almamış ve bilâkis Allah diyerek hitap etmiştir. Aslında Kitab-ı Mukaddes’te binlerce defa geçen başka bir ilahî isim daha var, Jehova. Yine bir soru ile devam ettim:

    - "Jehova ismini hepiniz bilirsiniz!’’ Hep bir ağızdan,

    - Evet!

    - Peki Jehova’nın ne anlama geldiğini de bilir misiniz?

    - ...

    - Kitab-ı Mukaddes’te İngilizce’ye God olarak çevrilen kelime bu Jehova kelimesidir ve bu kelime İbranice’dir. Fakat çok ilginçtir İbranice’de J harfi yoktur. Bu halde J ile başlayan bir kelime de bulunamaz. Öyle ise Jehova doğru telaffuz edilmiş bir isim değildir. Kelimenin aslı Yahova’dır. Gerek İbranice ve gerekse Arapça’da Ya bir hitap edatıdır ve Ey! demektir. Hova yine Arapça Hüve gibi İbranice’de üçüncü tekil zamiri O demektir. Yahova hep birlikte Ya Hüve olup Ey O! şeklinde Allah’a bir hitaptır ki uzaklardaki zatlar için kullanılan bu zamir bu hitap makamında yaratıcının yüceliğinden dolayı ondan uzaklığımızı ifade etmek içindir. Kısaca İbranice’de Allah’ın isimlerinden birisi Yahova’dır. Kitab-ı Mukaddes’in İbranice’den Latince’ye tercümesi esnasında Y ile başlayan bir çok kelime Latinler’in Y’leri J’ye çevirme azizliğine kurban giderek J ile telaffuz edilir olmaya başlamıştır. Yakub’un Jacob, Yahuda’nın Juda, Yusuf’un Josef, ve Bunyamin’in Benjamin okunduğu gibi. Bunların içinde en çarpıcı misal ise İsâ a.s.’ın ismidir. Siz onu Jesus bilirsiniz. Halbuki biraz önce de söylediğim gibi İncil’de J harfi yoktur. Öyle ise böyle bir isim de olmamalıdır. Tekrar Tutku filmine dönelim. Filimde Hz. İsâ a.s. rolünü oynayan kişiye ne nam ile hitap ediliyordu?

    - “…”

    - "Yaşua!" dedim kimseden ses çıkmayınca. Yine sordum.

    - "Yaşua" nın anlamını bilen var mı?’’ Yine kimse cevap vermeyince devam ettim.

    - Aslında Yaşua da İsâ a.s.’ın asıl isminin kısaltılmış şeklidir. Aramca’da tam ismi Yahoşua’dır ki Yaho- kısmı Yahova’dan gelir ve Allah anlamında, şua ise korumak anlamında bir fiildir. Hep birlikte Yahoşua ‘‘Allah korur’’ anlamına gelir. O halde İsâ’yı a.s. Jesus olarak çağırmanın bir anlamı yoktur.

    Hıristiyanlık ve İslâm arasında benzerlikler namına anlatılabilecek belki çok şeyler var aslında. Yalnız yer ve zamanın müsaadesizliği sebebiyle İslâm’ın bir nevi şeairi hükmünde olan hususlara temas etmek ve bunların da köklerini Kitab-ı Mukaddes’te bulup göstermek daha isabetli görünüyordu. Böylece dinleyenler hem biz Müslümanlar için en mühim şeylerin neler olduğunu öğrenecek, hem de bunların kendi kitaplarında tatbikini bulacaklardı.

    Abdest:

    - Biz Müslümanlar günde beş kez namaz kılarız. Namaz kötülüklerden alıkoyar ve günahlardan arındırır bir manevi temizliktir. Yalnız namazlardan önce el, yüz ve ayak gibi azaları su ile yıkayarak bedenî kirlerden kurtulmak şarttır. Şimdi Kitab-ı Mukaddes’i dinleyelim:

    Çıkış 40:30-32: Ve kazanı cemaat çadırı ile mezbah arasına koydu; ve yıkanmak için de içine su koydu. Ve Musa a.s. ile Harun a.s. ve oğulları ellerini ve ayaklarını orada yıkadılar. Cemaat çadırına girdikleri ve mezbaha yaklaştıkları vakit Rabb’in Musa’ya a.s. emrettiği gibi yıkanırlardı.

    Resullerin İşleri 21:26: O zaman Pavlus o adamları aldı, ertesi gün onlarla beraber kendisini tathir etti, ve onlardan herbiri için kurban takdim olununcaya kadar taharet günlerinin bittiğini ilan ederek mabede girdi.

    Namaz:

    - "Müslümanların nasıl namaz kıldığını bilen, gören var mı?’’ diye sordum. Yine cevap filmi izlemeye giden hanımlardan bu sefer diğerinden geldi:

    - "Rüku’a gidiyorsunuz, yüzüstü kapanıyor secde yapıyorsunuz, ellerinizi yukarı kaldırıp dua ediyorsunuz.’’ Tam aradığım cevabı vermişti hanım.

    - Şimdi Kitab-ı Mukaddes’i dinleyelim:

    Mezmurlar 95:6: Gelin secde kılalım ve rüku’a varalım; bizi yaratan Rabbin önünde diz çökelim!

    Yuşa 5:14: …Ve Yuşa a.s. yüzüstü yere kapandı ve secde etti…

    1 Krallar 18:42: …Ve İlya kendini yere attı ve yüzünü dizleri arasına koydu…

    Sayılar 20:6: Ve Musa a.s. ile Harun a.s. cemaatin önünden cemaat çadırının kapısına gittiler ve yüzleri üzere yere kapandılar…

    Sayılar 16:20-22: …Ve Musa a.s. ve Harun a.s. yüzleri üzerine yere kapandılar…

    Tekvin 17:3: Ve İbrahim a.s. yüzüstü yere kapandı…

    Çıkış 34:8: Ve Musa a.s. acele ile rüku’a gitti ve ibadet etti.

    Nehemya 8:6: Ve Üzeyr a.s. büyük Rabbi takdis etti. Ve bütün kavim ellerini kaldırarak amin amin diye cevap verdiler. Ve rükua gittiler, secdeye kapanarak Rabbleri’ne ibadet ettiler.

    2 Tarihler 20:18: Ve Yehoşafat yüzü yere doğru rüku’a gitti ve bütün Yahudiler ve Kudüslüler Rabb’e ibadet için Rabb’in huzurunda yüzüstü kapandılar.

    Matta 26:39: İsâ a.s. yere kapanıp…dua etti…

    Matta 17:6: Ve havariler yüzleri üzerine yere kapandılar…

    Tesettür:

    - Müslüman kadınlar başları örtülü olarak namazlarını kılarlar. Halbuki Batı Dünyası’nın İslâm’da en çok tenkit ettikleri bir husus Müslüman hanımların örtünmeleridir. Bunu Müslüman erkeklerin kadınları baskı altında tuttukları ve kadınların hür olmadığı şeklinde yorumlarlar. Kitab-ı Mukaddes’i dinleyelim:

    1 Korintoslulara 11:5-6: Başı örtüsüz olarak ibadet eden ya da kehanette bulunan kadın başını küçük düşürür; çünki kadına başı açık olmak kadının başını traş ettirmesi ile eştir. Çünki eğer kadın örtünmüyorsa, saçını da traş ettirsin. Eğer saçsız olmak kadın için bir utanç kaynağı ise, o halde örtünsün!

    1 Korintoslulara 11:13: Siz kendi nefsinizde hükmedin: Kadının Allah’a örtüsüz ibadet etmesi hiç yakışık alır mı?

    - Müslüman kadınlar kendilerini bir Katolik rahibenin kapadıkları gibi kapatırlar. Bununla kendilerini erkeklerin şehevi bakışlarından korurlar.

    Tekvin 24:64-65: Ve Rebeka gözlerini kaldırıp İshak’ı a.s. görünce deveden indi ve köleye dedi: Bizi karşılamak için tarlaya yürüyen bu adam kimdir? Ve köle: Efendimdir, dedi. Ve Rebeka peçesini alıp örtündü.

    1 Timeteosa 2:9-10: Aynı surette kadınlar saç örgüleri ve altın yahut inciler yahut çok pahalı libasla değil, sade bir kıyafetle, hicap ve vakar ile ve takva sahibi olduğunu iddia eden kadınlara yakışır surette salih amellerle kendilerini süslesinler.

    Domuz eti:

    - Müslümanlar domuz eti yemez, domuzdan elde edilen ürünleri kullanmazlar.

    Levililer 11:7-8: …Ve domuzu, çünki çatal ve yarık tırnaklıdır, fakat geviş getirmez, o size murdardır. Onların etinden yemeyeceksiniz, ve leşlerine dokunmayacaksınız; onlar size murdardır.

    Tesniye 14:8: …ve domuz, çünki çatal tırnaklıdır, fakat geviş getirmez; o size murdardır. Bunların etinden yemeyeceksiniz ve leşlerine dokunmayacaksınız.

    Netice:

    - İslâm Hz. Muhammed a.s. ile başlamış bir bid’a değildir. İslâm Hz. Adem a.s. ile başlayıp Nuh a.s., İbrahim a.s., Musa a.s. ve İsâ a.s. gibi büyük Resullerle devam eden ve Hz. Muhammed a.s. ile kendisine son nokta konulan bir dindir. İslâm yeni bir din değil bilakis bu peygamberlerin geleneğini canlı tutan Allah’ın ilk ve tek ve son dinidir. Kitab-ı Mukaddes’te diğer peygamberler ve kavimler için anlatılan örneklerde gördüğünüz gibi bugün ibadet etmeden önce su ile temizlenen kimlerdir? Müslümanlar! Bugün hâlâ daha başını öne eğip yüzünü yere sürterek namaz kılan ve ellerini kaldırarak dua eden kimlerdir? Müslümanlar! Bugün kendisini örterek ibadet eden ve kapanarak haram nazarlardan kendisini koruyan kimdir? Müslüman kadınlar! Bugün domuz yemeyen kimdir? Müslümanlar? Öyle ise bugün diğer peygamberlerin izinden giden ve hâliyle Kitab-ı Mukaddes’in de tahrif olmamış aksamını tatbik eden kimdir? Müslümanlar! İslâm bugün dünyada en hızlı yayılan dindir. Bir Hıristiyan Müslüman olsa dinden çıkmış olmuyor; bilâkis kendi kitabında anlatıldığı şekliyle bir kulluk modeline yaklaşıyor. Önce temizleniyor, sonra dizüstü çökerek, yüzüstü kapanarak ibadet ediyor ve haram olanı yemekten uzak durmaya başlıyor. Bu ise peygamberlerin a.s. Kitab-ı Mukaddes’te anlatılan halleri değil de nedir? Bir husus kaldı ki sorabilirsiniz; Hıristiyanlık ve İslâm hep aynı mıdır? Hiç mi birbirimizden farkımız yok? Sizlerle bizi ayıran en büyük fark Hz. İsâ’nın a.s. Allah’a nisbeten pozisyonudur. Siz İsâ a.s. Mesih’tir dersiniz. Biz amenna deriz. Siz İsâ a.s. ruhullah’tır dersiniz. Biz Allah’ın kelimesidir de deriz. Siz İsâ a.s. gelecek dersiniz. Biz ondört asırdır yolunu gözleriz. Siz İsâ a.s. mucizevî bir şekilde dünyevî bir pederi olmaksızın doğmuştur onun için Allah’ın oğludur –haşa- dersiniz. Biz mucize ile dünyaya gelmiş Allah’ın ulu’l’azm bir Resûlü’dür deriz. Kur’an der: ‘‘İsâ’nın a.s. meseli Adem’in a.s. meseli gibidir. Allah onu topraktan yarattı.’’ Yani, Adem’in a.s. dünyevî bir validesi de yoktu. Eğer Allah’ın –haşa- bir oğlu olmalı idiyse Adem a.s. buna İsâ’dan a.s. daha layık değil midir? Halbuki siz de biz de ona ilk insan ve ilk peygamber olmaktan öte bir vasıf isnad etmeyiz!

    Elhamdulillah Kur’an’ın mesajı fazlası ile işini görmüştü. Hıristiyanlık ve İslâm arasındaki farkı can kulağı ile dinlemek için gözlerini dört açan dinleyiciler adeta ömürlerinde hiç muhakemesini yapmadıkları bir şeyi duymanın şaşkınlık ve takdiri içinde dudaklarını büktü ve başlarını tasdikle salladılar. Yüzlerindeki hayretli tebessüm ‘‘Bu soruyu şimdiye kadar neden kendimize sormadık, nasıl böyle bir şeyi düşünemedik?’’ der gibiydi.

    - Naklettiğim onlarca Kitab-ı Mukaddes ayetinden sonra müsaade eder misiniz Kur’an’dan bir ayetle konuşmama nihayet vermek istiyorum:

    "Bizim İlahımız ve sizin İlahınız birdir ve biz O’na Müslümanlar olarak teslim olmuşuzdur."(Ankebut Suresi 46’ıncı ayet)

    Sohbet bitti ve herkes teker teker gelip şükranlarını ifade ettiler. Değil İslâm’ı öğrenmek kendi dinimizi de daha iyi anladık diye teşekkür ettiler.