Hikayeler » Yasanmis Hikayeler » Her Şey Çok Güzel Gidiyordu

Her Şey Çok Güzel Gidiyordu



   Benim anlatacağım ise, yağmurdan sonra pırıl pırıl bir güneşin açması gibi.”

   Lise son sınıftayım. Henüz 17 yaşımın ilk günlerindeyim. Aralık ayında yağmurlu bir gündü. Sınıf arkadaşımla, yine çılgın kararlarımızdan birini veriyor ve okulu asıyoruz. Gözlerimiz fettan fettan, soruyoruz:

   - Nereye gidelim kız?

   - Bakırköy sahiline ne dersiniz?

   - Okey.

   Malum hava yağmurlu olduğu için sahil bomboş. Canım arkadaşlarım Seval ve Gül ile çay bahçesine oturduk. İçeceklerimizi söyledik. Servisimiz geliyor işte...

   Ama gözümüz servisten çok, servis yapan delikanlıya kaydı. Ay ne hoş biriydi bu. Neyse, daha sonra sahilde yürümeye başladık. Bir ara baktık, o delikanlı şemsiyenin altında denizi seyrediyordu. Arkadaşım Gül yüksek sesle dedi ki:

   - Keşke bir şemsiyemiz olsa.

   Delikanlı hiç tereddüt etmeden yanımıza geldi ve “Buyurun, bu sizin olabilir” dedi. Bu jest sonrası konuşmaya başlamıştık. Aslında ben delikanlının Gül’e takıldığını zannedip ortama fazla katılmadım. Ama nedense, vedalaşırken telefon numarasını Gül’e değil de bana verdi.

   Ve birgün aradım. İşte arkadaşlığımız başlamıştı. Artık onun liseli sevgilisiydim. Şarkılarda hep “İlk aşkım liselim benim” diye mırıldanılmıyor muydu? Ben de onun ilk aşkıydım.

   Daha arkadaşlığımızın ikinci haftasında bana evlenme teklif etti. Ciddi bir arkadaşlık olduğunu ilk o zaman anlamıştım. Zaman bir su gibi akıp gitmeye başlamıştı. Onunla olan günlerim ne çabuk ne tatlı, ne çılgınca geçiyordu.

   İnanın okulumun nasıl bittiğini bile anlamadım. Herşey çok güzel gidiyordu. Dünya daha güzelleşmişti. Bu arada biricik babamı kaybetmek varmış kaderimde. Onun acısıyla dağlanıverdi aşkla yanan yüreğim. Bir anda hayatım alt üst olmuştu babamın ölümüyle. Hiç kimseyi görmek istemiyordum. Hatta onu bile...

   Ayrıldık... Daha doğrusu, sadece ben ayrılmıştım. Daha doğrusu birlikte çıktığımız mutluluk yolunda rötar yapan bendim. O ise beni hiçbir zaman bırakmamış, yollarımı beklemişti.

   Aradan üç dört ay geçti. Ben bir başka genç ile sözlendim. İki sene boyunca da sözlü kaldım. Sözlüyken bile o aklımdaydı. Ama iyi biliyordum ki, artık ona dönemezdim. Hem onu terketmiş, hem bir başkasıyla sözlenmiştim.

   17 Ağustos’tu. Hani o Türkiye’nin sallandığı, acı ve çığlıkların birbirine karıştığı acı gün... O dehşet gecesinin ardından bir telefon aldım. Aman Allahım duyduklarıma inanamıyordum. Bu oydu, evet oydu. Beni unutmamıştı...

   Hem de sözlümle aramın limoni olduğu bir dönemde, sanki beni teselli etmek için arıyordu. Herşeye rağmen yeniden benimle olmak istiyordu. Birlikte geçirdiğimiz güzel günlerin depremde yerle bir olan evler gibi yerle bir olmamasını söylüyordu. Yıkılmamayı ayakta kalmayı öğütlüyordu...

   Düşündüm, onca geçen güzel yılların ardından yaşanan berbat iki yıl vardı anılarım arasında. Hiç düşünmeden o sayfaları çevirdim. Sözlümden de ayrıldım. Geleceğe ve umuda yönelik yepyeni pırıl pırıl sayfalar açtım.

   Şimdi o sayfalarda, hem de ilk aşkımla birlikte mutluluklara doğru koşuyoruz. Size bu faksı yolladığım günden üç gün önce ailesi bize, beni istemeye geldi. Ailem de kabul etti.

   Şimdi yağmurlu bir günün ardından güneş açtı. Ve biz o güneşte kuracağımız mutlu yuvamızı düşünüyoruz. Burada herkesin huzurunda bir kez daha ona teşekkür ediyorum. Bir de herkese sesleniyorum. Sabredin... Her yağmurun ardından mutlaka güneş doğuyor. Benim güneşim doğdu. Sizinki de doğsun...